19 Aralık 2015 Cumartesi

Nereye böyle?


























İçimizdeki çocuksu heyecanla birlikte bir pazar sabahına uyanacağız. O gün biraz daha erken kalkacağız, hatta önceki akşamın mahmurluğu hala üzerimizde olacak.  Beyaz çarşafı serip üzerini önce kırmızı sonra da siyaha boyadıktan sonra otobüsün önüne asacağız. Deplasmana gidiyoruz, yıllar boyunca mücadelesini verdiğimiz bilet sistemi de kalkmış artık. Sen de çok git gel yaşadın benim gibi, "Ulan çok özledik be tribünleri" derdin. Beraber direndik, beraber kazandık hatırlıyorsan. Düştük, yeniden çıktık hatta. "Sen en güzel direniş Eskişehirspor" diyen değil miydin bağıra bağıra?

Şampiyonluk maçına gidiyoruz deplasmana. Son maç be oğlum. Kazanırsak takım şampiyon farkında mısın? Bestelere karışan alkol ve sigara kokusu yükseliyor iyice. Sonra tüm o neşeye biraz agresiflik karışıyor biz pankartları asarken stadyum tellerine. Maç mı? Çoğu zaman arkamızı döndük yeşil çimlere, yine hatırlayamıyoruz ki tamamen. Sadece kaybettiğimizin farkındayız. Biz zaten hep kaybettik, hep yenildik. Hep boğazımızda bir düğüm Eskişehirspor zaten.

Akşamına kuruyoruz masayı, bizim tayfa var masada. İnsanın kız arkadaşıyla bile konuşası gelmiyor değil mi? Ama sen daha sıkı tutuyorsun elini görebiliyorum masanın bu tarafından. Yitip giden şampiyonluk hayalleri bu sefer de anasona bulanıyor, evin yolunu yine zor buluyoruz...

Bundan sonra her gününü her gecesini iki kişilik yaşayacak olan insanlar bıraktın geriye. Çok kızıyorum sana be kardeşim, bunları sensiz yaşayamama hissi öyle bir oturuyor ki insanın içine... Kaç yıl geçerse geçsin sen deplasman otobüsünün o koltuğunda, masanın o köşesinde, bir pankartın üstünde, yeni doğan bir çocuğun ismiyle, bir tribünün üzerindeki fotoğrafın ile karşılayacaksın bizi. Söz verdiğimiz gibi Mehmet: "Hayat ne kadar kısa, sonunda ölüm olsa, bırakmayız biz asla.."

16 Aralık 2015 Çarşamba

Kuzene mektup

Aidiyet ne garip bir duygu değil mi? Birine, bir yere, radyoda duyduğun bir müziğe, güzel bir kadına, herhangi bir şeye. Bedenin ne kadar farklı davransa da içinden gelen o dürtüyü bir türlü durduramazsın. Ben mesela, çoğu insan gibi aileme ait hissederim kendimi. Sonsuz bir şekilde sevildiğimi, karşılık beklemeden sevdiğimi o çatının altında öğrendim. Belki bu kavram senin için biraz erken ama 18'ine adım attığın zaman beni anlayacağına eminim. Diğer bir aidiyetim ise, aslında bu daha çok zaaf gibi de gelebilir sana, Eskişehirspor'a, siyah-kırmızı renkli tribünlere. Paylaşmayı, iyi ve kötü günde arkadaşlığı, platonik aşkı da o tozlu koltuklarda öğrendim. Bu kavramları ise 18'ine basmadan öğreneceğine eminim. 

İkisinin tek ortak noktası ise baban. Bu iki aidiyet duygusunun inşasına yardımcı olmakla birlikte, şu satırları yazarken öğrenebildiğim bir çok şeye vesile olan insan. Sen doğmadan, sen doğduğunda ve sen doğduktan sonra aynı kalabilen nadir insanlardan. Sen dünyaya geldiğinde bize "Is there anybody out there?" ile seslendiğini, Eskişehirspor kaybedince eve gelmekte geciktiğini bilmiyorsun, öğreneceksin. Bir gün okulda lavuğun birinden dayak yiyeceksin belki, gurur yapıp söyleyemeyeceksin kimseye. Babana söyle, o anlar. Ya da bir gün eve alkollü geleceksin, çaktırmamaya çalışacaksın. Mutlaka haberi olacak, boşuna uğraşma. Kız arkadaşın, sevgililerin olacak. Onlara saçma sapan günler için hediye almak için düşünürken kimden yardım isteyeceğini biliyorsun, o insan tam yanı başında olacak.

Peki ben bunları neden sana şimdiden söylüyorum? 18'ine geldiğinde ya da baban ne zaman uygun görürse bu satırları sana okutacak. Belki ben sen bunları yaşarken yeteri kadar yanında olamayacağım, kapitalist sistem -biliyorum Marx'ı okumana da daha çok var :) - ve sizler için iyi bir hayat kurma isteğinin zorunlulukları, tıpkı babanla benim aramdaki ilişki gibi. Zaman o kadar hızlı akıyor ki, sen de nasıl büyüdüğünü anlayamayacaksın bir süre sonra, tıpkı benim gibi. 

Ama seni temin ederim ki, her istediğinde, her ihtiyacın olduğunda yanında olacağım. Çünkü senin de anlayacağın gibi aile olmak ve Eskişehirsporlu olmak bunu gerektirir. Doğum günün kutlu olsun Kakabok. 

13 Aralık 2015 Pazar

Sevdam Ağlıyor



"Ne sarayda ne handa
Bir zalim ocağında
Sevdam ağlıyor
Ne gam ölsem uğrunda
Beni zehir zemberek diller dağlıyor."

23 Kasım 2015 Pazartesi

Ayağa Kalk!


Takımın durumu ortada, istatistikleri saymaya hiç gerek yok. Sadece 30 saniyelik bir video, bir tezahürat videosu, benim tam bir sene sonra buraya dönmeme neden oldu. O yüzden bu satırların tam da sırası: 

"Sana zaten bildiğin bir şeyi anlatayım 
Dünya her zaman güneşli ve gök kuşaklı değildir.
Dünya çok zor ve kötü bir yerdir
Senin nasıl düşündüğün umurunda değil o sana diz çöktürmek istiyor, ona izin verirsen o seni yere serecek.
Sen ben ya da başka hiç kimse hayat kadar sert vuramaz.
Fakat önemli olan hayatın sana nasıl vurduğu değildir
Önemli olan senin aldığın darbelere rağmen ilerleyebilmendir.
Ne kadar darba aldığın ve ilerleyebilmendir.
İşte böyle kazanan olursun.
Acı geçicidir.
Acı bir dakika, bir saat, bir gün, hatta bir yıl sürebilir
Fakat acı sonunda dinecektir.
Ve başka bir şey acının yerini alacaktır
Ve eğer vazgeçersen bu sonsuza kadar sürecektir

Çok küçük bir hata…

Demek istediğim, yarım adım geç yada erken attığında başaramayabilirsin
Yarım saniye yavaş ya da hızlı, yakalayamazsın…
Santimetreler bize  her yerde gerekli
Oyunun her anında

Bir hayalin var, onu koruman gerek.

İnsanlar bir şeyi yapamadığında sana da yapamayacağını söylerler.
Eğer bir şeyi istersen git ve al. Bu kadar.
Sakın hata yapmaktan korkma,
Her zaman kazanamazsın fakat karar vermekten asla çekinme.
Farklı bir şeyler yapabileceğine inanmalısın
Olabileceğini söylese de,
Olamayacağını söylese de genellikle haklıdır.
Hep başarılı olmak istiyorum dersin ama kötü olmak istemezsin.
Sen sadece istiyorsun.
Havalı olmak istediğin kadar istemiyorsun
Uyumak istediğin kadar başarı istemiyorsun.

En derindeki korkularımız zayıf değildirler

En derindeki korkularımız gücümüzün ötesindedirler.
Bu bizim ışığımızdır, bizi korkutan karanlığımız değil,
Derine inmelisin, derinine ve kendine sormalısın
Kim olmak istiyorsun?
Seni neyin mutlu ettiğini kendinde bulmalısın
Diğer insanların kulağına delice gelmesinin bir önemi yok
Bir tercih yap,
Sadece karar ver.
Ne olacaksın, bunu nasıl yapacaksın, kim olacaksın?
Sadece karar ver
Neden olmasın?
Neden en iyi olmayasın?
Ben bir sebep göremiyorum.
Neden yapamayasın ki?

Önemli olan senin ne kadar sert vurduğun değil
Önemli olan nasıl darbe aldığın ve buna rağmen ilerleyebilmendir.
Ayağa kalk.
Ayağa kalk. Ve asla pes etme.
Burada kalabilir ve kendimizi harcayabiliriz.
Ya da…
Savaşarak ışığa geri döneriz.
Cehennemden tırmanarak çıkabiliriz.
Her seferinde bir santimetre tırmanarak.
Her an mümkün.
Ne olacaksın, bunun için ne feda edeceksin?

Başarılı olamıyorsun, çünkü yorulduğunda pes ediyorsun…

"Matematiğim iyi değil." Bu doğru çünkü sen hiç matematik çalışmıyorsun.
"Şiirde iyi değilim.” Çünkü daha önce hiç şiir yazmadın.
Doğuştan yeteneklisin,
Yeteneğini sadece saatlerce çalışarak geliştirebilirsin.
Eğer başkalarının daha iyi yaşamaları için bir şeyler yapmıyorsan,
Vaktini boşa harcıyorsun.
Pes etmek için ağlama, davam etmek için ağla.
Beraberlik için ağlama.
Zaten acı çektin zaten yıprandın. Bunun karşılığını al.
Eğer senin için neyin değerli olduğunu biliyorsan git ve onu al.

Ama zorluklara rağmen istekli olman gerek,

Ve hedefine ulaşmadığın için hiç kimseyi suçlayamazsın.
Bunu korkaklar yapar.
Sen korkak değilsin.
Sen ondan daha iyisin.
Her gün yeni bir gün,
Her an yeni bir an.
Öyleyse şimdi git ve onlara kim olduğunu göster.
Şimdi…
Sana ne kadar iyi olduğunu göstereceğim.
Senin bir gücün var,
Güç makineler yaratır, güç mutluluklar yaratır.
Sahip olduğun güç bu hayatı özgür ve güzel yapıyor,
Bu da hayatı harika bir macera yapıyor.

Şimdi

Sen ne yapacaksın?"

#direneskişehirspor

9 Kasım 2014 Pazar

1 Lira 10 Kuruş


Elimden tutup maça götüren bir babam olmadı. Altyapıda topun peşinden sürüklendiğim günlerde de bu eylemi gerçekleştirdiğini sanmıyorum, zira cebimdeki 1 lira 10 kuruşla dolmuşa bindiğimi anımsarım hep. 

Kızlarla ilgili tavsiyeler vermesini, küfürlü konuşmasını merak ettim hep. Sendikasından bahsedip, nasıl arkadaşlarının yarı yolda bıraktığını anlatsın, oğluna istediği ismi koyamadığını rakı masasında fısıldasın istedim. Hiçbirini yapmadı. Beni büyütürken kötü adam olması gerektiğinin çok geç farkına vardım. Tıpkı o 1 lira 10 kuruşun anlamını yeni anladığım gibi.


5 Eylül 2014 Cuma

Hala Haber Bekliyorum Senden



"Hala haber bekliyorum senden
 Yazık bir şey gelmiyor elden

Bu yalnızlık aldı yürüdü
Gitgide sen oldu büyürken

Bir selam yolla gittiğin yerden.."

26 Ağustos 2014 Salı

Olsun



Herkesin bir hikayesi var tuttuğu takıma dair, biraz miras biraz alın teri. Kimisi yıllarca setin arkasından, kimisi televizyon başından; bazıları deplasman yollarında bazısı da tribünün tam göbeğinden sevdi. Uğruna verilen mücadeleler, öyle mücadele kelimesinin sözlük anlamını karşılayacak kadar boş değildi bilesiniz, en azından benim, bizim için. 

Yani kimsenin bilmem kaç kez şampiyon olan takımı ya da şehrinin takımını tutup tutmamasını, formasının arkasına yazdırdığı oyuncunun adını, kısacası renk sevdasını sorgulamıyorum. Sezon başlıyor ve yukarıda yazarken bile durup beklediğim, düşündüğüm, hatıralarımı sayesinde tazelediğim kelimeler yıpratıyor insanı.

Bir futbol takımı özlemenin dayanılmaz saçmalığını bilip, kendi kendine naifçe eğlenenler ama buna rağmen yine de vazgeçemeyenler anlayabilirler sanırım bunu. Bir şeylerin karşısında duranlar mı yoksa bu sistemin çeşitli nedenlerden dolayı bir parçası olanlar mı haklı çıkacak bilmiyorum. Yoksa biz bunları tartışırken malı çoktan götürenler mi emin değilim. Sadece benim kimi zaman 324 yol katedip ya da bir stadyumun yüzde beşlik bir bölümünden sahaya çok az bakarak izlediğim 90 dakikam ellerimden kayıp gitti.

Olsun, olsun da, olsun demek de zor artık..