6 Aralık 2017 Çarşamba

Alın Sizin Olsun

Sekiz milyar insan içerisinde birisi belki de iki aylık vaktinin kaldığını öğrendi bugün. Kimisi bugün bir yerlerde bir yakınını kaybetti, kimisi suçsuz olduğu yere içeride, kimisi suçlu olduğu halde dışarıda. Bazıları ise parayla her şeyin yapılabileceğini düşünerek üstünüze basmaya devam ediyor. Çaresizlik ne acı değil mi? Sakın bir çıkış yolu olduğunu söylemeyin, malesef yok. Çaresizlik için çizebileceğiniz sadece bir çizgi var, o da bir limiti olduğu; tıpkı benim gibi. Bir taraftar olarak bu yazıyı yazmanın ne kadar zor olduğunu, bir taraftar olanlar eminim anlayacaklardır. Belki hak verecek, belki de aşağıda okuyacaklarının ne kadar saçma olduğunu düşüneceklerdir. İkinci fikre de ne kadar saygım olsa da, ben yolun sonuna geldiğimi söylemek zorundayım. 

Bir takımı, bir şehri ya da o inancı nasıl benimsediğimi anlatmama gerek yok, çünkü hepimiz hemen hemen aynı şeyleri yaşıyoruz. Biz taraftarlar renklerimize o kadar bağlıyız ki, bazen kendi sınırlarımız dışarısına çıkan şeyler yapıyoruz. Çünkü bir şeyi seven insan, onu korur. Nokta. Hayvanlar, insanlar ailelerini korurlar ve bunun için tercih etmedikleri şeyler yapabilirler. Bunları taraftarlık adı altında ister çeşitli bilim dalları ya da artık her ne isim vermek isterseniz onlar açıklasın. Ama ben artık o çizgideyim ve geçmeye de hiç niyetim yok. Çünkü artık kendime olan saygımı da kaybetmek istemiyorum.

Bu kulübe yaptıklarınızı saymayacağım. Bu kulübü bazılarınızın nasıl kullandığından bahsetmeyeceğim. Ama bugün 2000 kilometre öteden, bir bilgisayar ekranından izlediklerimi de unutacak kadar da Eskişehirspor'a olan inancımdan vazgeçmedim. Kulüp malesef son 10 senedir 15-20 kişinin arasında oyuncak oluyor ve bu insanlar bugün o kongre salonundaki koltuklarda kurtarıcı olarak oturabiliyor. Biz buna bir şekilde maruz bırakılıyoruz. Elimizden bir şey gelmiyor, getirilmiyor çünkü bizden daha çok parası olduğu için daha büyük Eskişehirsporlular var. Bizden daha iyi çevreleri olduğu için bizden daha çok seviyorlarmış gibi davranabiliyorlar. Kulübü bu hale kendileri getirmemiş, bizim duygularımızı sömürmemiş, gözlerimizin içine bakarak defalarca yalan söylememiş, tribünlerdeki taraftarlarını birbirlerine düşürmemiş gibi bir de pelerinleriyle orada oturuyorlar. Kafalarımız siyasi ve idari senaryolarla dolu aylardır, senelerdir. Taraftarlar deplasmana otobüs mü yapsın yoksa yönetime liste mi? İnsanlar ceplerinden harcadığı kadar ömürlerinden de harcıyor, siz inanın farkında bile değilsiniz.

Madem iki haftada bilmem ne kadar para bulabildiniz, madem önerileriniz vardı, daha önce neredeydiniz? Neden başkan olduktan sonra söylediklerinizi başkan olmadan önce söylemiyorsunuz? "Küskünlüklerin bırakılması lazım" dediğinizi biz kaçıncı kere duyuyoruz? Daha önce de taşın altına eliniz sokup bizi o taşın altında daha da kötü durumda bırakan siz değil misiniz? Onca yıldır kulübe bir tane kaynak bulamadan yönetenler, şimdi mikrofonu eline aldıklarında ilk icraatlarının acil bir forma satışı kampanyası olacağını söylüyorlar ve uyarıyorlar: "Eskişehirsporluluk duruşunu bozmayın." 

Kusura bakmayın ama siz bozdunuz.

Siz, hiç değişmeyen yöneticileriniz, menajerleriniz, o bir halttan anlamayan çalışanlarınızla bozdunuz. İçi boş vaatlerinizle, senetlerinizle, çeklerinizle, yalanlarınızla, plansızlığınızla ve iş bilmezliğinizle bozdunuz. Yedi sene önce UEFA kurası beklerken, yedi sene sonra on beş dakikalık aralarda ittire kaktıra başkanlık arayışlarına neden olacak kadar bozdunuz bu duruşu. Zaten her şeyi bozdunuz. Yeniden yapın, yeniden bozun. Nasıl olsa biz seviyoruz, taraftarız, aşığıyız ya kulübün. Ne de olsa biz her şartta desteklemek zorundayız değil mi? Ne de olsa bu yüzden her şeyi yapmamız gerekir değil mi? 

O yarısı boş olan salonda, "Eskişehirspor layık olduğu yerde olacak, ayaklarının üzerinde duracaktır" sözü alkışlanırken ben kendi ayaklarımın üzerinde bile duramadığımı fark ettim. Çünkü ben sizin bu anlayışla yönettiğiniz Eskişehirspor'a müdahale edememe çaresizliğinden bunaldım. İnandığım değerlerin üzerini birbir çizen ve benden kendilerini bu yüzden alkışlamasını istediğim insanlara, bir kez daha, destek çıkamayacak kadar yorgunum.

Kafamızı öne eğdirmeyeceğini söyleyen başkana kırgın olduğum kadar, kızgınım size de, taraftar olarak kendimize de. Dediniz ya hani, "Kimse yok yine biz varız" diye, kahramanlık taslamayı bırakın be... Dediniz ya hani, "Gerekirse yeri geldiğinde yeniden teslim ederim" diye.

Alın o da sizin olsun be.

Benim içim, sizin yönetiminizdeki bir Eskişehirspor'u sindirebilecek kadar geniş değil. Kulüp sizin olabilir ama Eskişehirspor hala bizim.



26 Kasım 2017 Pazar

Yüküm Dünyaya Yakın


"...Kim bilir kaç yüzyıldır sarılmamış kolların 
Sisliydi kirpiklerin ve gözlerin yağmurlu
Yorulmuşsun, hakkını almışsın yılların...
Omzumda iz bırakma
Yüküm dünyaya yakın..."

22 Kasım 2017 Çarşamba

Sucker For Pain


Kongre kararı, takımın kötü gidişatı ve Balıkesir deplasmanı. Şu kısa sürede yaşananlar. Şu fotoğraftaki tutku. Evet, sevgi ve sadakat bizi ayakta tutan. Evet, ateşe rağmen yavaşça yürüyoruz.Evet, dünya bize karşıymış gibi hissediyoruz. Ve... Evet, acı çekmeye bayılıyoruz. 


"I'm a sucker for pain
I got the squad tatted on me from my neck to my ankles
Pressure from the man got us all in rebellion
We gon' go to war, yeah, without failure
Do it for the fam, dog, ten toes down, dog
Love and the loyalty that's what we stand for
Alienated by society, all this pressure give me anxiety
Walk slow through the fire
Like, who gon' try us?
Feeling the world go against us
So we put the world on our shoulders

I torture you
Take my hand through the flames
I torture you
I'm a slave to your games
I'm just a sucker for pain
I wanna chain you up
I wanna tie you down
I'm just a sucker for pain"

24 Ekim 2017 Salı

Artık 'Ben De' Yenilebilirim



Koskoca iki yıl olmuş buraya dokunmayalı. En son Mehmet'in ardından yazmış, ondan sonra da zaten toparlayamamıştım. Tam ayağa kalktık derken, Tanrı bize 4 Haziran gecesini yaşattı. O yüzden hala sana inanasım ya da sövesim gelmiyor. Mesela yaptığı tüm fedakarlıklara rağmen Semih Şentürk artık eski kız arkadaşım gibi geliyor; düşündüğünde bazen iyi bir şey diyesin gelir ya, sonra bir hareketi her şeyi yerle bir etmiştir. Hissizleştim Semih'e karşı ben. 

Her neyse, şimdi ikinci defa senden uzaktayım. İlk kez bu kadar yalnız bıraktığımda soluğu bir alt ligde almıştın, içimde bir ürperti yok değil. Ama konu bu da değil. Bugün bir şarkı takıldı kulağıma eskilerden, ister istemez seninle bağdaştırdım. Mısralarında dediği gibi hayat sizi evden uzakta bir yerlere götürdüyse daha iyi anlarsınız. Yalnızca aklınızda bir şarkı kaldıysa hatta. Ama siz de biliyorsunuz ki uzaklarda bir dünyada buluşabiliriz günün birinde. Kardeşlerimle omuz omuza aynı koltukta zıplarken, şarkımızı söylerken hem de. Ve o tribünlerdeki şarkılar hep ver olacak, bitmeyecek. Nesiller sonra hala bilinecek. 





Şimdi hepiniz biliyorsunuz, ozanlar ve onların şarkılarını 
Saatler ilerlediğinde gözlerimi kapayacağım 
Uzaklarda bir dünyada tekrar buluşabiliriz 
Ama şimdi benim şarkıma kulak verin gecenin şafağı hakkında 
Ozanların şarkısını söyleyelim
"Yarın bizi alıp götürecek, evden uzak bir yere 
Hiç kimse bizim isimlerimizi bilmeyecek 
Ama ozanların şarkıları var olacak 
Yarın onu alıp götürecek 
Bugünün korkusu, gitmiş olacak 
Bizim sihirli şarkılarımız yüzünden 

Yalnızca bir şarkı var aklımda kalan 
Cesur bir adamın hikayeleri, buradan uzakta yaşamış birinin 
Şimdi ozan şarkıları sona erdi 
Ve Ayrılma zamanı 
Hiç kimse size onun adını sormamalı 
Hikayeyi anlatan kişinin 

Yarın bizi alıp götürecek evden uzak bir yere 
Hiç kimse bizim isimlerimizi bilmeyecek 
Ama ozanların şarkıları var olacak 
Yarın hepsi bilinecek 
Ve sen yalnız değilsin 
Bu yüzden korkma 
Karanlıkta ve soğukta 
Çünkü ozanların şarkıları var olacak 
Hepsi var olacak"

Not: Bu yazı, başlıktan anlaşılacağı üzere, birine ithaf edilmiştir.  Çünkü takımın bu hallerini uzaktan seyretmek zorunda kaldığım için artık ben de yenilebilirim. Mayıs'ta görüşürüz, masayı kaldırma.

19 Aralık 2015 Cumartesi

Nereye böyle?


























İçimizdeki çocuksu heyecanla birlikte bir pazar sabahına uyanacağız. O gün biraz daha erken kalkacağız, hatta önceki akşamın mahmurluğu hala üzerimizde olacak.  Beyaz çarşafı serip üzerini önce kırmızı sonra da siyaha boyadıktan sonra otobüsün önüne asacağız. Deplasmana gidiyoruz, yıllar boyunca mücadelesini verdiğimiz bilet sistemi de kalkmış artık. Sen de çok git gel yaşadın benim gibi, "Ulan çok özledik be tribünleri" derdin. Beraber direndik, beraber kazandık hatırlıyorsan. Düştük, yeniden çıktık hatta. "Sen en güzel direniş Eskişehirspor" diyen değil miydin bağıra bağıra?

Şampiyonluk maçına gidiyoruz deplasmana. Son maç be oğlum. Kazanırsak takım şampiyon farkında mısın? Bestelere karışan alkol ve sigara kokusu yükseliyor iyice. Sonra tüm o neşeye biraz agresiflik karışıyor biz pankartları asarken stadyum tellerine. Maç mı? Çoğu zaman arkamızı döndük yeşil çimlere, yine hatırlayamıyoruz ki tamamen. Sadece kaybettiğimizin farkındayız. Biz zaten hep kaybettik, hep yenildik. Hep boğazımızda bir düğüm Eskişehirspor zaten.

Akşamına kuruyoruz masayı, bizim tayfa var masada. İnsanın kız arkadaşıyla bile konuşası gelmiyor değil mi? Ama sen daha sıkı tutuyorsun elini görebiliyorum masanın bu tarafından. Yitip giden şampiyonluk hayalleri bu sefer de anasona bulanıyor, evin yolunu yine zor buluyoruz...

Bundan sonra her gününü her gecesini iki kişilik yaşayacak olan insanlar bıraktın geriye. Çok kızıyorum sana be kardeşim, bunları sensiz yaşayamama hissi öyle bir oturuyor ki insanın içine... Kaç yıl geçerse geçsin sen deplasman otobüsünün o koltuğunda, masanın o köşesinde, bir pankartın üstünde, yeni doğan bir çocuğun ismiyle, bir tribünün üzerindeki fotoğrafın ile karşılayacaksın bizi. Söz verdiğimiz gibi Mehmet: "Hayat ne kadar kısa, sonunda ölüm olsa, bırakmayız biz asla.."

16 Aralık 2015 Çarşamba

Kuzene mektup

Aidiyet ne garip bir duygu değil mi? Birine, bir yere, radyoda duyduğun bir müziğe, güzel bir kadına, herhangi bir şeye. Bedenin ne kadar farklı davransa da içinden gelen o dürtüyü bir türlü durduramazsın. Ben mesela, çoğu insan gibi aileme ait hissederim kendimi. Sonsuz bir şekilde sevildiğimi, karşılık beklemeden sevdiğimi o çatının altında öğrendim. Belki bu kavram senin için biraz erken ama 18'ine adım attığın zaman beni anlayacağına eminim. Diğer bir aidiyetim ise, aslında bu daha çok zaaf gibi de gelebilir sana, Eskişehirspor'a, siyah-kırmızı renkli tribünlere. Paylaşmayı, iyi ve kötü günde arkadaşlığı, platonik aşkı da o tozlu koltuklarda öğrendim. Bu kavramları ise 18'ine basmadan öğreneceğine eminim. 

İkisinin tek ortak noktası ise baban. Bu iki aidiyet duygusunun inşasına yardımcı olmakla birlikte, şu satırları yazarken öğrenebildiğim bir çok şeye vesile olan insan. Sen doğmadan, sen doğduğunda ve sen doğduktan sonra aynı kalabilen nadir insanlardan. Sen dünyaya geldiğinde bize "Is there anybody out there?" ile seslendiğini, Eskişehirspor kaybedince eve gelmekte geciktiğini bilmiyorsun, öğreneceksin. Bir gün okulda lavuğun birinden dayak yiyeceksin belki, gurur yapıp söyleyemeyeceksin kimseye. Babana söyle, o anlar. Ya da bir gün eve alkollü geleceksin, çaktırmamaya çalışacaksın. Mutlaka haberi olacak, boşuna uğraşma. Kız arkadaşın, sevgililerin olacak. Onlara saçma sapan günler için hediye almak için düşünürken kimden yardım isteyeceğini biliyorsun, o insan tam yanı başında olacak.

Peki ben bunları neden sana şimdiden söylüyorum? 18'ine geldiğinde ya da baban ne zaman uygun görürse bu satırları sana okutacak. Belki ben sen bunları yaşarken yeteri kadar yanında olamayacağım. Sizler için iyi bir hayat kurma isteğinin zorunlulukları, tıpkı babanla benim aramdaki ilişki gibi. Zaman o kadar hızlı akıyor ki, sen de nasıl büyüdüğünü anlayamayacaksın bir süre sonra, tıpkı benim gibi. 

Ama seni temin ederim ki, her istediğinde, her ihtiyacın olduğunda yanında olacağım. Çünkü senin de anlayacağın gibi aile olmak ve Eskişehirsporlu olmak bunu gerektirir. Doğum günün kutlu olsun Kakabok. 

13 Aralık 2015 Pazar

Sevdam Ağlıyor



"Ne sarayda ne handa
Bir zalim ocağında
Sevdam ağlıyor
Ne gam ölsem uğrunda
Beni zehir zemberek diller dağlıyor."