30 Nisan 2018 Pazartesi

Son



Hepi topu tesislerinde 100 kişinin olduğu, yönetimsiz, teknik direktörsüz, neredeyse futbolcusuz başlayan bu sezon herkesin hayatından bir şeyler götürmüştür. Hele yakın geçmiştekileri de hesaba kattığımızda. Benden de götürdü, fazlasıyla. Artık Eskişehirspor'un ne şartlarda mücadele ettiğini, taraftarın hangi halet-i ruhiyede olduğunu anlatmak akıl işi değil.

Hiçbir başarı görmeden bu takıma gönül veren ben, başarıyla gelen açgözlülükleri, ikiyüzlülükleri ve ihaneti yeteri kadar gördüm. Bir başkaldırıştı Eskişehirspor benim için, siyasi bir oyuncak değildi. Bir Anadolu devrimiydi ağabeylerimizden dinlediğimiz, tribün kültürüydü; kravatlıların iktidar savaşı değildi. 

Ve hala bunca olumsuzluğa rağmen, bu takımı hala çok seven, gece yastığa kafasını koyduğunda bizim gibi hissedebilen güzel insanlar, var olsunlar. Sakat sakat oynayan, ekonomik duruma aldırış etmeden elinden geleni vermeye çalışan kulüp çalışanından futbolcusuna her kimse, en azından benim için, unutulmayacaktır. Mantık sınırlarını zorlarcasına, gücü yettiğince destek veren bu taraftarı tarif etmem ise mümkün değil. Artık Eskişehirspor taraftarının sadece bir tribünden oluşmadığını, kocaman bir aile olduğunu herkes iliklerine kadar hissetmiştir. 

Başlangıcı olan sonlar. Aynı hataları tekrar yapmamak, siyahının güçlü bir isyan, kırmızısının ise kirletilemez bir aşkı temsil eden Eskişehirspor'u yaşatmak için. 
En azından denemek, bu yolda kaybettiklerimize borcumuzu ödemek için. En önemlisi de bu kültürün devamını sağlayacak çocuklar için. Hani sokakta o formayı üzerinde gördüğümüzde gülümsediğimiz, üzerine hayaller kurduğumuz gelecek için. 

Velhasıl:

çocuktuk başka bakardık dünyaya,
yaşam bu ya büyüdük,
gözlerimiz, gözlüklerimiz ve gördüklerimiz değişti.

dedik o kadar güzel ki, 
öyleyse paylaşalım.
ama o kadar küçük ki, 
biz alsak çocuklara kalmayacak


en iyisi gidelim.

13 Mart 2018 Salı

Böyledir Bizim Sevdamız



Dünya tarihi kaybedenlerle doludur. Fakir edebiyatı değil, kendini küçümsemek hiç değil. Çünkü elbet eninde sonunda herkes kaybeder ya da kaybetmiştir. Peki bu iş rutine bağladığında, yani sürekli kaybettiğinizde ne değişir? Her şey. Nereden mi biliyoruz? Belki de en iyi bilenlerdeniz biz. Bir dönemin maçlarını, oyuncularını, nesillerini hatta şampiyonluklarını kaybeden Eskişehirsporlular bu uğurda birikimlerini, ilişkilerini, mental ve fiziksel sağlıklarını da yitirdiler. Çünkü insan, kaybetmekten yorulur. Sizin, bir takımı oluşturan tüm insanların yorulması gibi taraftar da bıkar, bunalır. 

İşte tam da burada, yaklaşır üç senedir genel anlamda kaybeden bir takımın futbolcusu ya da yöneticisi olmak ne kadar zorsa, taraftarı olmak da bir o kadar buhranlıdır. Çünkü bizim, bu 'işi' her ne kadar bitap düşsek de bırakmak gibi seçeneğimiz yoktur. Kontratlarımız yoktur takımla ve sarpa sardığında vaziyet, başka bir takım için boğaz patlatamayız; sizin ceketinizi alıp gidebileceğiniz gerçeğini bilerek. Vazgeçemeyiz kısaca. Mantıksal kavramlara çok yakınsamaz, bu ilişkinin arasındaki amatörlük ve profesyonellik çizgisi çok hassastır. Yine özellikle son üç senede bu duyguları dibine kadar yaşayan, kendisinden sadece saha içinde ve dışında destek vermesi beklenen bir topluluk, tıpkı futbolcular ve yöneticiler gibi hatalar yapıp, kendinden beklenmeyecek tepkiler verebilir. Çünkü bir futbol kulübünde yapılması gereken şeylerin çoğunu bir taraftar grubunun yapmaya çalışmasını anlatmak abesle iştigaldir. Bir şeyi çok sevdiğinizde onu korumak için farkında olmadan zarar vermek gibi. Cansız bir varlığı yücelten, ona tapan ve sizi, aileniz kadar el üzerinde tutan insanlardan bahsediyorum. Anlamak çok zor olmasa gerek.

Peki bize en çok zarar veren ne biliyor musunuz? Sizin 90 dakika sonunda kaybetmeniz değil, vazgeçmeniz. Kaybetmekten korkmanız. İşte dünya tarihi, bu korkuyu yaşadıktan sonra vazgeçen insanlarla bu yüzden doludur. Bazen elinizden bir şey gelmez, çaresizsinizdir. Ama bazen de sizin durumunuzda olduğu gibi, o üzüntüyü, o kaygıyı tersine çevirme şansı elinizdedir. Ve hatta, buna yardımcı olabilecek, o korkuyu ateşleyecek en iyi taraftarlardan birine sahipken. Hiçbir Eskişehirsporlunun kendini başarı, kazanmak, zafer gibi kelimelerle tarif ettiğini ya da edeceğini sanmıyorum. O yüzden galibiyet bizim için hiçbir zaman bir amaç olmadı, bir sonuç oldu. Sonunda mutlu olduğumuz, sevincinizi bizimle kutladığınız bir şeye dönüştü. Biz, başarabileceğinize inanıyoruz. Daha önce de kanıtladığınız gibi, yapabilirsiniz. Kimse kolay olacağını söylemedi. Zor olacak, belki de hiç olmadığı kadar. Fakat düştüğünüzde size bir elini uzatan bu taraftar, diğerini de uzatacaktır eğer siz şüphe etmezseniz; bizi kendinizle beraber aşağıya bile çekseniz.

Bu taraftar, 50 seneyi aşan ve devam eden süreçte, bunu kanıtlamıştır. Siz 'güzel' kaybettiğinizde, yani vazgeçmediğiniz zaman sizin hakkınızı verecek kadar anlayışlıyız. Biz, aylardır tüm imkansızlıklarla boğuşan oyunculara empati yapabilecek kadar hoşgörülüyüz. Şüpheniz olmasın. Bu şehir takımı, taraftar ve futbolcular arasındaki bağdan kuvvet alarak geldi bu günlere kadar. Çoğunlukla biz sizi taşırız, karşılıksız. Ancak yeri geldiğinde de, bu günlerde olduğu gibi, bizim de sizlerden gelecek bir kıvılcıma ihtiyacımız vardır; kaybolmamak, düşmemek için; size daha da fazla karşılıksız destek verebilmek için. Çabalarsanız, o korkunuzun yönünü bizimle beraber öyle bir çevirebilirsiniz ki, inanın sonunda yaşanacaklara siz de tüm ülke gibi şaşırırsınız. Çok uzağa gitmenize gerek de yok, etkilerini tribünlerdeki şarkılarda, pankartlarda hatta insanların gözlerinde görebilirsiniz. 

Sezon açılışını hatırlayın. Bir avuç insanın şaşkın bakışları arasında, antrenörsüz, beş kuruşsuz ve umutsuz sahaya çıktığınız o günden beri her şeye göğüs germeye çalıştık sizin gibi. Hakkınız, bir yaz akşamı şampiyonluk geldiği zaman şehri ayağa kaldırırken elbet verilir. Utançla mı, gururla mı olacağına siz karar verin. Biz buradayız, vazgeçmeyeceğiz. Her zaman olduğu, olacağı gibi. Daha kötülerini de gören bu taraftar için kabuk tutan yaraları kaşımaya devam ederseniz de siz kaybedersiniz. Tribündeki bir çocuk, ekran başındaki bir anne, kilometrelerce yol yapmış bir baba mağlubiyetinize değil, inançsızlığına üzülüyor. Gücünüz ve gücümüz tükenecektir ama başımız öne eğilmeyecektir. Dönen tüm dolaplara rağmen üzerimize giydirilen bu ateşten gömleği taşıyacak kadar güçlüyüz. Çünkü kırılsa da kanadımız, asiye çıksa da adımız, duyan duysun bilen bilsin, böyledir bizim sevdamız. 

6 Aralık 2017 Çarşamba

Alın Sizin Olsun

Sekiz milyar insan içerisinde birisi belki de iki aylık vaktinin kaldığını öğrendi bugün. Kimisi bugün bir yerlerde bir yakınını kaybetti, kimisi suçsuz olduğu yere içeride, kimisi suçlu olduğu halde dışarıda. Bazıları ise parayla her şeyin yapılabileceğini düşünerek üstünüze basmaya devam ediyor. Çaresizlik ne acı değil mi? Sakın bir çıkış yolu olduğunu söylemeyin, malesef yok. Çaresizlik için çizebileceğiniz sadece bir çizgi var, o da bir limiti olduğu; tıpkı benim gibi. Bir taraftar olarak bu yazıyı yazmanın ne kadar zor olduğunu, bir taraftar olanlar eminim anlayacaklardır. Belki hak verecek, belki de aşağıda okuyacaklarının ne kadar saçma olduğunu düşüneceklerdir. İkinci fikre de ne kadar saygım olsa da, ben yolun sonuna geldiğimi söylemek zorundayım. 

Bir takımı, bir şehri ya da o inancı nasıl benimsediğimi anlatmama gerek yok, çünkü hepimiz hemen hemen aynı şeyleri yaşıyoruz. Biz taraftarlar renklerimize o kadar bağlıyız ki, bazen kendi sınırlarımız dışarısına çıkan şeyler yapıyoruz. Çünkü bir şeyi seven insan, onu korur. Nokta. Hayvanlar, insanlar ailelerini korurlar ve bunun için tercih etmedikleri şeyler yapabilirler. Bunları taraftarlık adı altında ister çeşitli bilim dalları ya da artık her ne isim vermek isterseniz onlar açıklasın. Ama ben artık o çizgideyim ve geçmeye de hiç niyetim yok. Çünkü artık kendime olan saygımı da kaybetmek istemiyorum.

Bu kulübe yaptıklarınızı saymayacağım. Bu kulübü bazılarınızın nasıl kullandığından bahsetmeyeceğim. Ama bugün 2000 kilometre öteden, bir bilgisayar ekranından izlediklerimi de unutacak kadar da Eskişehirspor'a olan inancımdan vazgeçmedim. Kulüp malesef son 10 senedir 15-20 kişinin arasında oyuncak oluyor ve bu insanlar bugün o kongre salonundaki koltuklarda kurtarıcı olarak oturabiliyor. Biz buna bir şekilde maruz bırakılıyoruz. Elimizden bir şey gelmiyor, getirilmiyor çünkü bizden daha çok parası olduğu için daha büyük Eskişehirsporlular var. Bizden daha iyi çevreleri olduğu için bizden daha çok seviyorlarmış gibi davranabiliyorlar. Kulübü bu hale kendileri getirmemiş, bizim duygularımızı sömürmemiş, gözlerimizin içine bakarak defalarca yalan söylememiş, tribünlerdeki taraftarlarını birbirlerine düşürmemiş gibi bir de pelerinleriyle orada oturuyorlar. Kafalarımız siyasi ve idari senaryolarla dolu aylardır, senelerdir. Taraftarlar deplasmana otobüs mü yapsın yoksa yönetime liste mi? İnsanlar ceplerinden harcadığı kadar ömürlerinden de harcıyor, siz inanın farkında bile değilsiniz.

Madem iki haftada bilmem ne kadar para bulabildiniz, madem önerileriniz vardı, daha önce neredeydiniz? Neden başkan olduktan sonra söylediklerinizi başkan olmadan önce söylemiyorsunuz? "Küskünlüklerin bırakılması lazım" dediğinizi biz kaçıncı kere duyuyoruz? Daha önce de taşın altına eliniz sokup bizi o taşın altında daha da kötü durumda bırakan siz değil misiniz? Onca yıldır kulübe bir tane kaynak bulamadan yönetenler, şimdi mikrofonu eline aldıklarında ilk icraatlarının acil bir forma satışı kampanyası olacağını söylüyorlar ve uyarıyorlar: "Eskişehirsporluluk duruşunu bozmayın." 

Kusura bakmayın ama siz bozdunuz.

Siz, hiç değişmeyen yöneticileriniz, menajerleriniz, o bir halttan anlamayan çalışanlarınızla bozdunuz. İçi boş vaatlerinizle, senetlerinizle, çeklerinizle, yalanlarınızla, plansızlığınızla ve iş bilmezliğinizle bozdunuz. Yedi sene önce UEFA kurası beklerken, yedi sene sonra on beş dakikalık aralarda ittire kaktıra başkanlık arayışlarına neden olacak kadar bozdunuz bu duruşu. Zaten her şeyi bozdunuz. Yeniden yapın, yeniden bozun. Nasıl olsa biz seviyoruz, taraftarız, aşığıyız ya kulübün. Ne de olsa biz her şartta desteklemek zorundayız değil mi? Ne de olsa bu yüzden her şeyi yapmamız gerekir değil mi? 

O yarısı boş olan salonda, "Eskişehirspor layık olduğu yerde olacak, ayaklarının üzerinde duracaktır" sözü alkışlanırken ben kendi ayaklarımın üzerinde bile duramadığımı fark ettim. Çünkü ben sizin bu anlayışla yönettiğiniz Eskişehirspor'a müdahale edememe çaresizliğinden bunaldım. İnandığım değerlerin üzerini birbir çizen ve benden kendilerini bu yüzden alkışlamasını istediğim insanlara, bir kez daha, destek çıkamayacak kadar yorgunum.

Kafamızı öne eğdirmeyeceğini söyleyen başkana kırgın olduğum kadar, kızgınım size de, taraftar olarak kendimize de. Dediniz ya hani, "Kimse yok yine biz varız" diye, kahramanlık taslamayı bırakın be... Dediniz ya hani, "Gerekirse yeri geldiğinde yeniden teslim ederim" diye.

Alın o da sizin olsun be.

Benim içim, sizin yönetiminizdeki bir Eskişehirspor'u sindirebilecek kadar geniş değil. Kulüp sizin olabilir ama Eskişehirspor hala bizim.



26 Kasım 2017 Pazar

Yüküm Dünyaya Yakın


"...Kim bilir kaç yüzyıldır sarılmamış kolların 
Sisliydi kirpiklerin ve gözlerin yağmurlu
Yorulmuşsun, hakkını almışsın yılların...
Omzumda iz bırakma
Yüküm dünyaya yakın..."

22 Kasım 2017 Çarşamba

Sucker For Pain


Kongre kararı, takımın kötü gidişatı ve Balıkesir deplasmanı. Şu kısa sürede yaşananlar. Şu fotoğraftaki tutku. Evet, sevgi ve sadakat bizi ayakta tutan. Evet, ateşe rağmen yavaşça yürüyoruz.Evet, dünya bize karşıymış gibi hissediyoruz. Ve... Evet, acı çekmeye bayılıyoruz. 


"I'm a sucker for pain
I got the squad tatted on me from my neck to my ankles
Pressure from the man got us all in rebellion
We gon' go to war, yeah, without failure
Do it for the fam, dog, ten toes down, dog
Love and the loyalty that's what we stand for
Alienated by society, all this pressure give me anxiety
Walk slow through the fire
Like, who gon' try us?
Feeling the world go against us
So we put the world on our shoulders

I torture you
Take my hand through the flames
I torture you
I'm a slave to your games
I'm just a sucker for pain
I wanna chain you up
I wanna tie you down
I'm just a sucker for pain"

24 Ekim 2017 Salı

Artık 'Ben De' Yenilebilirim



Koskoca iki yıl olmuş buraya dokunmayalı. En son Mehmet'in ardından yazmış, ondan sonra da zaten toparlayamamıştım. Tam ayağa kalktık derken, Tanrı bize 4 Haziran gecesini yaşattı. O yüzden hala sana inanasım ya da sövesim gelmiyor. Mesela yaptığı tüm fedakarlıklara rağmen Semih Şentürk artık eski kız arkadaşım gibi geliyor; düşündüğünde bazen iyi bir şey diyesin gelir ya, sonra bir hareketi her şeyi yerle bir etmiştir. Hissizleştim Semih'e karşı ben. 

Her neyse, şimdi ikinci defa senden uzaktayım. İlk kez bu kadar yalnız bıraktığımda soluğu bir alt ligde almıştın, içimde bir ürperti yok değil. Ama konu bu da değil. Bugün bir şarkı takıldı kulağıma eskilerden, ister istemez seninle bağdaştırdım. Mısralarında dediği gibi hayat sizi evden uzakta bir yerlere götürdüyse daha iyi anlarsınız. Yalnızca aklınızda bir şarkı kaldıysa hatta. Ama siz de biliyorsunuz ki uzaklarda bir dünyada buluşabiliriz günün birinde. Kardeşlerimle omuz omuza aynı koltukta zıplarken, şarkımızı söylerken hem de. Ve o tribünlerdeki şarkılar hep ver olacak, bitmeyecek. Nesiller sonra hala bilinecek. 





Şimdi hepiniz biliyorsunuz, ozanlar ve onların şarkılarını 
Saatler ilerlediğinde gözlerimi kapayacağım 
Uzaklarda bir dünyada tekrar buluşabiliriz 
Ama şimdi benim şarkıma kulak verin gecenin şafağı hakkında 
Ozanların şarkısını söyleyelim
"Yarın bizi alıp götürecek, evden uzak bir yere 
Hiç kimse bizim isimlerimizi bilmeyecek 
Ama ozanların şarkıları var olacak 
Yarın onu alıp götürecek 
Bugünün korkusu, gitmiş olacak 
Bizim sihirli şarkılarımız yüzünden 

Yalnızca bir şarkı var aklımda kalan 
Cesur bir adamın hikayeleri, buradan uzakta yaşamış birinin 
Şimdi ozan şarkıları sona erdi 
Ve Ayrılma zamanı 
Hiç kimse size onun adını sormamalı 
Hikayeyi anlatan kişinin 

Yarın bizi alıp götürecek evden uzak bir yere 
Hiç kimse bizim isimlerimizi bilmeyecek 
Ama ozanların şarkıları var olacak 
Yarın hepsi bilinecek 
Ve sen yalnız değilsin 
Bu yüzden korkma 
Karanlıkta ve soğukta 
Çünkü ozanların şarkıları var olacak 
Hepsi var olacak"

Not: Bu yazı, başlıktan anlaşılacağı üzere, birine ithaf edilmiştir.  Çünkü takımın bu hallerini uzaktan seyretmek zorunda kaldığım için artık ben de yenilebilirim. Mayıs'ta görüşürüz, masayı kaldırma.

19 Aralık 2015 Cumartesi

Nereye böyle?


























İçimizdeki çocuksu heyecanla birlikte bir pazar sabahına uyanacağız. O gün biraz daha erken kalkacağız, hatta önceki akşamın mahmurluğu hala üzerimizde olacak.  Beyaz çarşafı serip üzerini önce kırmızı sonra da siyaha boyadıktan sonra otobüsün önüne asacağız. Deplasmana gidiyoruz, yıllar boyunca mücadelesini verdiğimiz bilet sistemi de kalkmış artık. Sen de çok git gel yaşadın benim gibi, "Ulan çok özledik be tribünleri" derdin. Beraber direndik, beraber kazandık hatırlıyorsan. Düştük, yeniden çıktık hatta. "Sen en güzel direniş Eskişehirspor" diyen değil miydin bağıra bağıra?

Şampiyonluk maçına gidiyoruz deplasmana. Son maç be oğlum. Kazanırsak takım şampiyon farkında mısın? Bestelere karışan alkol ve sigara kokusu yükseliyor iyice. Sonra tüm o neşeye biraz agresiflik karışıyor biz pankartları asarken stadyum tellerine. Maç mı? Çoğu zaman arkamızı döndük yeşil çimlere, yine hatırlayamıyoruz ki tamamen. Sadece kaybettiğimizin farkındayız. Biz zaten hep kaybettik, hep yenildik. Hep boğazımızda bir düğüm Eskişehirspor zaten.

Akşamına kuruyoruz masayı, bizim tayfa var masada. İnsanın kız arkadaşıyla bile konuşası gelmiyor değil mi? Ama sen daha sıkı tutuyorsun elini görebiliyorum masanın bu tarafından. Yitip giden şampiyonluk hayalleri bu sefer de anasona bulanıyor, evin yolunu yine zor buluyoruz...

Bundan sonra her gününü her gecesini iki kişilik yaşayacak olan insanlar bıraktın geriye. Çok kızıyorum sana be kardeşim, bunları sensiz yaşayamama hissi öyle bir oturuyor ki insanın içine... Kaç yıl geçerse geçsin sen deplasman otobüsünün o koltuğunda, masanın o köşesinde, bir pankartın üstünde, yeni doğan bir çocuğun ismiyle, bir tribünün üzerindeki fotoğrafın ile karşılayacaksın bizi. Söz verdiğimiz gibi Mehmet: "Hayat ne kadar kısa, sonunda ölüm olsa, bırakmayız biz asla.."